• Sağlık 26.05.2011 Yorum Yok

    Yaprak Poselen Diş Nedir?

    Yaprak Diş

    Laminate porselen ile dişlere yapılan kaplamaya verilen isimdir yaprak porselen diş, yaprak diş te deniliyor bu tedavi yöntemine.Hastaların beklentilerini en yüksek şekilde karşılamak için,hastanın yüz yapısından,ağız yapısına kadar herşeyi detaylı incelenmelidir ve buna uygun tedavi biçimi seçilmelidir.

    Yaprak porselenlerin dişe uygulanması kısa süreli bir tedavidir.

    Kimler Yaprak Diş yaptırabilir?

    • Ön dişlerinde kırık olanlar
    • Dişlerinin ön yüzeyleri aşınmış olanlar
    • Diş renginden memnun olmayanlar
    • Dişleri çarpışık olupta,diş teli kullanmak istemeyenler
    • Diş boyutları kısa olanlar
    • Ve Güzel bir gülüşe sahip olmak isteyenler

    Yaprak Dişin Avantajları Nelerdir?

    • Küçük bir operasyonla doğal ve sağlıklı bir görünüş elde edilebiliyor
    • Sağlam ve renkleri bozulmayan malzemelerden yapılıyor
    • Çay,sigara ve kahve gibi etkenler yüzünden renkte bir değişiklik meydana gelmiyor
    • Dişleri küçültmeden uygulama yapılabiliyor
    • Porselen kullanıldığı kesinlikle belli olmuyor,doğal görünümde en iyi yöntem
    • Dişleri çürümeye karşı koruyor

    Yaprak Diş Tedavisi kısa bir süre içerisinde gerçekleşiyor

    Acısız bir tedavi yöntemidir

    Yaprak Porselen Diş tedavisinde çok olumlu sonuçlar alınmıştır.

    Etiketler: , , , , , , ,

  • Sağlık 03.02.2011 Yorum Yok

    Menenjit Nedir?

    Beyin zarlarının iltihaplanması menenjiti oluşturur.Nadiren görülen bu iltihaplanma önemli sorunlara yol açtığı için,en ufak bir belirti ya da kuşkuda harekete geçilmelidir.Beyin, meninks adı verilen, üç ince zarla örtülüdür. İçteki iki zar arasında beyni koruyup besleyen önemli bir sıvı vardır. Buna, serebrospinal sıvı yani beyin - omurilik sıvısı denir. Meninksler, omuriliği sararak, omurga boyunca aşağıya inerler ve aradaki sıvı beyinle birlikte omuriliği de besler.

    Menenjit Nedenleri

    Bakterilerle oluşan menenjitlerin yakla şık yüzde 90′ında etken mikroorganiz ma meningokok (Neisseria meningiti-dis) ve pnömokoktur (Streptococcus pneumoniae). Haemophüus influenzae, stafilokoklar ve bazı başka streptokoklar ile çeşitli bakteriler de menenjit etkeni dir. Bunlar erişkinlerde ender olarak hastalığa yol açar. Ama Haemophüus influenzae 4 yaşın altındaki çocuk ve bebeklerde en önemli menenjit etkeni dir. Başta kabakulak virüsü olmak üzere birçok virüs menenjitin etkenleri arasındadır. Günümüzde azalmakla birlikte vereme bağlı olarak da menenjit görüle bilir. Özellikle göllerde yüzen kişilerde Naegleria foyvleri adlı amip türünün bu-laşmasıyla ortaya çıkan menenjit ender görülmekle birlikte ölümcüldür. Öte yandan bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde, Özellikle AİDS hastalarında maya grubu mantarlardan Cryptococcus neoformans menenjit etkeni olarak git tikçe daha sık görülmektedir.

    Menenjit Belirtileri Nelerdir?

    • Bıçak saplanıyormuş gibi duyumsanan ya da büyük bir ağırlık veren şiddetli ve sürekli baş ağrısı. Zaman zaman şiddetini daha da artırır.

    • Çoğunlukla aç kanuna görülen, ye meklerle ilgisi olmayan, karın ağnsı ve mide bulantısı olmadan başlayan fışkırma biçiminde kusma.• Bebeklerde bıngıldakların şişip dışa doğnı bombeleşmesi.

    • Ense ve sırtta kaslardaki kasılmaya bağlı sertlik. Ense sertliği olan hastalar da kafa, çenenin göğüs kemiğine değ mesini sağlayacak biçimde istemli ola rak bükülemez. Muayenede bu duru mun yanı sıra omurganın göğüs hiza sındaki sertliğini belirlemek için oturtu lan hastanın ellerini bir yere dayama dan dik oturamadığı görülür.asta genellikle yan yatıp bir baca ğım karnına doğru çeker. Rahatlamak için zorunlu olarak girilen bu duruma “tüfek tetiği” konumu denir. Daha ağır olgularda opistotonus görülür. Bu du rumda sut ve baldır kaslannm kasılma sı sonucu vücut yay gibi gerilmiş, yere yalnız baş ve ayaklar değmektedir. Ka rın kaslannm kasılması nedeniyle kann kayık biçimini almıştır.Bazı hareketlerin uyardığı ağrılı kas refleksleri. Örneğin hasta bacaklarını gererek oturamaz. Başı öne doğru eğil diğinde bacaklarını birden büker. Mua yene sırasında bacak gergin tutularak kalçaya doğru bükülür. Sağlıklı kişi lerde sorun çıkarmadan gerçekleştiri len bacak bükme hareketi bu hastalarda şiddetli ağn nedeniyle yanda kesilir. Ama bu belirti yalnız menenjite özgü değildir ve siyatik gibi başka hastalık larda da görülebilir. Baş yana döndürül meye çalışıldığında ise hasta, bir omuzunu aniden Öne atar.

    • Süreklilik göstermeyen bazı harekete bağlı belirtiler beyin ve çevrel sinirlerin de hastalıktan etkilendiğini gösterir. Bunlar arasında havale, titreme, tek kas gruplannda kasılma, istemsiz hareketler ve özellikle beyin tabanını etkileyen menenjitlerde bazı kafa sinirlerinden kaynaklanan felç sayılabilir.

    • Omurilik sinir kökleriyle çevrel sinir lerin etkilenmesine bağlı duyu bozuk-luklan görülür. Genellikle duyarlılığın artması biçiminde ortaya çıkan bu bo zukluklar arasında, ışığa karşı aşın duyarhlık (fotofobi), işitme duyusunun anormal biçimde güçlenmesi, yüksek seslere karşı aşın duyarlılık ve ayrıca baş dönmesi sayılabilir.• Nedeni tam olarak bilinmeyen oto nom sinir sistemi belirtilerinden bir bö lümü, örneğin kabızlık ve kalp atımla rında yavaşlama (bradikardi) vagus si nirinin uyarılmasına bağlı olarak gelişir. Normal soluma düzeni uzun süre soluk alamama nöbetleriyle kesilir. Deride parmağı bastırıp çektikten 30-60 saniye sonra kırmızı çizgiler belirebilir. Bunlar birkaç dakika kadar deride kalır. Devamını oku…

    Etiketler: , , , , , , ,

  • Kızılcık ve Faydaları

    Mucize : Kızılcık

    Kızılcığın Faydaları saymakla bitmiyor.Kızılcık Eylül Ekim aylarında yapraklarını dökerek tohuma çekilen bir meyvedir.Genellikle Karadeniz kıyılarında yetişmektedir.Ağustos sonunda açan çiçekleri sarı, meyvesi ise koyu kırmızı renktedir. Tadı ekşi ve mayhoştur. Faydaları saymakla bitmez ! Meyvesi, yaprağı, ağacının kökü, gövdesi, kabuğu tümüyle şifalıdır.

    * Antioksidan etkisi: Kızılcıkta bol miktarda flavanoid (izoflavon), karotinoid ve müthiş bir antioksidan olan melatonin bulunur.

    * Flavonoidler (İzoflavonlar): Tüm narenciyelerde, üzüm çekirdeğinde, kırmızı şarapta, yeşil çayda, elmada, soya fasulyesinde ve soğanda bulunan övmekle bitiremediğimiz en önemli madde flavonoid’dir. Şu an bilinen 4000 çeşit flavonoid var. Bunlar vücut direncini artırır, hastalıklardan korunmamızı ve onlarla baş etmemizi sağlarlar. Vücudumuzdaki iltihaplanmayı önleyen, alerjileri azaltan, kan damarlarını güçlendiren muhteşem antioksidanlardır. Ateşli hastalıklarda ve menapozdaki ateş basmalarında çok rahatlatırlar.

    * Karotinoidler: Kırmızı, turuncu, sarı meyvelerin ve koyu yeşil sebzelerin yararları ve canlı renkleri karotinoidlerden gelir. Bildiğimiz en ünlü karotinoid domatesteki likopendir. Günümüzde keşfedilmiş olan 600 çeşit karotinoid var. Bunların hepsi antioksidan etkileriyle tanınırlar. Bağışıklık sistemini güçlendirirler, hastalıklarla savaşırlar, retinayı koruyarak görüşümüzün berrak olmasını sağlarlar. Kalp hastalıklarını, prostat ve akciğer kanserlerini önlerler.

    * Kızılcık zengin bir melatonin kaynağıdır: Beynimizde bulunan epifiz bezi, hava karardıktan sonra melatonin adı verilen bir hormon salgılar. Yaşam ritmimizi ve uykumuzu bu hormona borçluyuz. Uyku beyni dinlendirir, güçlendirir, hücre yenilenmesini sağlar Devamını oku…

    Etiketler: , , , , , , , , , , ,

  • Sağlık 31.01.2011 2 Yorumlar


    Keçi Gribi Nedir?

    Son yıllarda adını hayvanlardan alan birçok grip çeşidini duyduk.Ama tıpta herbirinin ayrı isimleri mevcut.

    Son günlerde sıkça haberlerde adını duyduğumuz Keçi gribinin tıptaki tanımı Q ateşi ya da Quensland ateşi’dir.

    Q ateşinin yani Keçi Gribinin sebebi başta keçiler olmak üzere koyun ve sığır gibi geviş getiren hayvanlarda bulunan Coxiella burnetti ismindeki bir bakteridir. Bakteri keneler aracılığıyla da hayvandan hayvana taşınabilir. Hastalık ilk kez 60 sene kadar önce Avustralya’da Quensland’da tanınmıştır.

    Coxiella burnetti bakterisi biyolojik bir silah olarak da tanımlanmıştır. Bakteri bulaştığı yüzeylerde iki aya yakın süre canlı kalabildiği belirlenmiştir.

    Bakteriler en çok hayvanın süt, idrar, dışkı, plasentasında bulunur ve insanlara solunum yoluyla veya çiğ sütün içilmesiyle bulaşır. Bulaşma için tek bir bakterinin alınmasının bile yeterli olduğu kabul edilir. İnsandan insana, kan ve deri yoluyla bulaşma mümkündür, ancak çok ender olarak rastlanır. Hastalığın kuluçka süresi 10-40 gün arasında değişir.

    Veteriner, tabakhane, süthane, mezbaha çalışanları gibi hayvancılıkla yakın ilişkisi olan mesleklerde daha fazla görülür.

    Q ateşine, kırsal alanda, özellikle ilkbahar mevsiminde evcil hayvanların doğum zamanlarında daha çok rastlanır.

    Belirtiler gribe benziyor.

    Hastalık ani olarak, yüksek ateş, titreme, baş ve kas ağrıları, halsizlik gibi grip benzeri bir tablo ile başlar ve birçok hastada zatürre gelişir. Çoğu zaman kuru bir öksürük vardır. İltihaplı veya kanlı balgam ve göğüs ağrısı da olabilir. Devamını oku…

    Etiketler: , , , , ,

  • Sağlık 30.01.2011 Yorum Yok

    Manyetik Rezonans Stimülasyon Tedavisi (Magnetoterapi) Nedir?

    Manyetik Rezonans Stimülasyon Tedavisi (Magnetoterapi) insan vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren, hücre ölümlerini yavaşlatıp,hücre yenilenmesini hızlandıran ve bu sayede vücudun kendi kendini iyileştirmesini sağlayan bir tedavi yöntemidir.

    Magnetoterapi yöntemi hücrelerin yaşam kaynağı olan besin ve oksijenin karşılanmasına, hücreler üzerinde zehir etkisi yapan karbondioksit ve metabolizma atıklarının temizlenmesine yardımcı olarak, hücrelerin rejenere (yenilenme) olmalarını hızlandırmaktadır. Savunma sistemimizi güçlendirmekte ve vücuddaki (enerjiyi) dengeleyerek vücudun kendi kendini onarması için uygun bir doğal ortam oluşturmaktadır. Ayrıca yaşlanma sürecini de geciktirmekte vucudun hastalıklara karşı bir direnç ve bariyer oluşturmasını sağlamaktadır.

    MAGNETOTERAPİ NE GİBİ FAYDALAR SAĞLAR?

    Kanın akışkanlığını arttırır, sarmal halde ve kümeler halinde dolaşan eritrositleri birbirinden ayırır. Böylelikle zayıf hücrelere oksijen transportunu hızlandırır. Diffuzyon ile beslenen dokularda parsiyel oksijen basıncının artışı beslenmeyi hızlandırır. Hücreler tarafından oksijen, besleyici maddeler ve minerallerin maksimum boyutta transferini sağlanır. Drenajı hızlandırarak atık ve toksinlerin hızlı atılmasını sağlar. Kan ve Lenf dolaşımının hızlanması tromboz riskini azaltmaktadır. Antienflamatuar ve analjezik etkileri vardır. Sedatif, rahatlatıcı etkisi vardır. Devamını oku…

    Etiketler: , , , , , , , ,

  • Sağlık 30.01.2011 Yorum Yok

    Müzik Terapisi (Müzikoterapi) Nedir?

    Daha önceleri yurtdışında uygulanan bu tedavi artık ülkemizdede bazı kuruluşlar tarafından uygulanmaya başlamıştır.Genellikle çocuklara uygulanan bu tedavi yöntemi oldukça başarılıdır.

    Otistik ve mental retarded (zeka geriliği) tedavisinde oldukça başarılı bir tedavi yöntemi olarak Müzik Terapisi (müzikoterapi),ülkemizde son yıllarda oldukça yaygınlaşmıştır.

    Müzik yoluyla ruhsal durumu etkileme yöntemi, akıl bozukluğunun tedavisindede uygulanmıştır. Yatıştırıcı, heyecanlandırıcı, fantazi uyarıcı ya da başka özellikleri bakımından, belli müzik parçaları seçilir; hastalar bunları genellikle grup halinde dinlerler. Çocuklar arasında perküsyon grupları yahut daha sofistike müzik grupları kurulabilir; sonucunda gösterilen faaliyet, ruhsal bozukluğu olan çocuğu topluma alıştırmada yararlı olmaktadır.

    Bilişsel düşünme ile müzik arasında güçlü bir ilişki olduğundan müzikle uğraşanlarda ya da sık müzik dinleyenlerde beyin aktivitesi artmaktadır. Almanya’da Friedrich Schiller Üniversitesinde yürütülmüş araştırmalar sonucunda profesyonel ya da amatör olarak müzikle uğraşan insanların beyinlerinin daha büyük olduğu belirlenmiştir. Düzenli olarak müzik aleti çalmanın beynin görme, duyma, hareket etme ve koordinasyonla ilgili bölümlerinin büyümesini sağladığını tespit edilmiştir. Müzisyenlerin beyinlerinde duyma, görme, hareket etme ve koordinasyonla ilgili bölgelerde daha fazla “gri madde (gri hücre)” olduğu tesbit edilmiştir. sürekli müzik aleti çalmanın beynin büyüklüğünü olumlu etkilediği diğer bir gerçektir. Beynin kaslar gibi egzersiz yaptıkça büyüdüğünü; örneğin, piyano çalmanın notaları algılayan beynin tuşlara dokunan parmaklara ve pedallara basan ayağa emir vermesiyle bir koordinasyon oluşturarak beynin birden fazla bölgesini aynı anda çalıştırdığını, çok yönlü düşünmeyi ve bağlantılar kurmayı sağladığını, dolayısıyla da beynin kullanımını geliştirdiği belirtilmiştir.Ney musikisi de en az pentatonik tarzlar ve klasik müzik kadar bebek ve çocuk beyin gelişimini olumlu etkilemektedir. Anne ninnisi ile başlayan müzik terapisi, daha sonra ney musikisi ile devam ettiği taktirde hem sosyal hem de matematik zeka olumlu etkilenebilir. Aynı şekilde bebek ya da çocukken dinlediğimiz ilahilerin (buna bir nevi tasavvuf musikisi de diyebiliriz) bizleri ne kadar rahatlattığını ve huzura kavuşturduğunu hepimiz biliriz. Böyle musiki ortamlarından yetişerek topluma katılan bireylerin yasalara bağlı, adet ve gelenekleri önemseyen, kuşak bunalımına girmeyen ülkeye ve topluma yararlı kişiler olmaları kaçınılmazdır. Zaten genelde de baktığımızda müzik adamlarında ve sanatçılarda adi suç oranları büyük oranda düşüktür. Müzik de tıpkı matematik ya da satranç gibi yüksek beyin fonksiyonları gerektirir.

    Etiketler: , , , , , ,

  • Panik Bozukluğu ve Agorafobi Nedir?

    Panik ataklar esnasında çıldırma,ölüm kişinin kendini kaybetme korkusu vardır.

    Anksiyetenin psişik belirtileri denilen bu belirtilerin yanında, baş dönmesi, bayılacakmış gibi olma, boğuluyormuş hissi, nefes darlığı ya da soluğun kesilmesi, çarpıntı, göğüste sıkıntı ya da ağrı, bulantı ya da karın ağrısı, terleme, titreme uyuşma ve karıncalanma gibi fiziksel belirtilerin bir kısmı da panik atağa eşlik eder.

    Ölümün kalp ya da solunum yetmezliğinden olacağına inanan hastalar, çarpıntı ve göğüs ağrısı gibi anksiyetenin fiziksel belirtilerini yaklaşan ölümün delilleri olarak algılarlar. Hasta telaşlı ve şaşkın bir halde bulunduğu ortamdan kurtulmak ve yardım sağlamak için aşırı bir gayret gösterir. Panik atak sırasında, hiperventilasyonun oluşturduğu alkaloza bağlı belirtiler gelişebilir ve %20 olguda senkobal bayılmalar görülebilir. Ataklar esnasında hastalar konsantrasyon, hatırlama ve konuşma güçlüğü çekerler.
    Fobik, obsessif-kompulsif, depresif bozuklukta, posttravmatik stres bozukluğunda, madde kullanımı ya da yoksunluğunda ve miyokard enfarktüsü gibi çeşitli tıbbi hastalıklarda da panik ataklar ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalıklarda ortaya çıkan panik ataklarda korku duyulan bir nesne ile karşılaşma, aşırı kirli bir madde ile temas etme gibi panik oluşturan bir neden vardır. Bir neden olmadan ve beklenmedik zamanlarda ortaya çıkan tekrarlayıcı panik atakları panik bozukluğun tipik özelliğidir. Panik bozukluğundaki ataklarda da aşırı fizik uğraşı, cinsel ilişki, ani ve aşırı ışığa maruz kalma gibi heyecan oluşturan durumlar ile olağandışı yeme, uyku, kafein, nikotin ve çeşitli madde kullanımı gibi faktörlerin panik atakları tetiklemesi mümkün olabilmekle birlikte, panik bozukluğu tanısı için en azından ilk ataklarda bu tür bir etkenin bulunmaması gerekmektedir.

    Panik bozukluktaki ataklar günde birkaç ile yılda birkaç arasında değişkenlik gösteren sıklıkta olabilir. Panik atak genellikle 10 dakika içinde hızla en şiddetli düzeye ulaşır, 20-30 dakikada yavaş yavaş, bazen de aniden kendiliğinden düzelir. Atakların 1-1.5 saat kadar devam etmesi enderdir.  Panik bozukluğu tanısı koyabilmek için panik atak ya da atakları izleyen, yeni atak olur endişesi, atak sonucu ölüm, çıldırma gibi korkular ya da atak gelmesin diye yaşam tarzındaki değişiklerin yapıldığı en az bir ay süren bir dönemin olması gerekmektedir. Devamını oku…

    Etiketler: , , ,

  • Ablütofobi Nedir?                        

     
    Ablütofobi,kısa tanımı ile yıkanmaktan korkmaktır.

    Kişilerin suyla temas halinde olmaktan korkmalarına Ablütofobi denir.

    Etiketler: ,

  • Tokofobi Nedir?

    Tokofobi ( Doğum Yapma Korkusu )

    Tokofobi yani doğum yapma korkusu zannedildiğinden daha yaygın psikolojik bir rahatsızlıktır.Tokofobi konusunda bugüne dek yapılan araştırmalarda her 6 kadından 1 tanesinde bu rahatsızlığa rastlanılmıştır ve bu yüzden çocuk sahibi olmaktan vazgeçiyor hatta bu korku yüzünden düşük yapabiliyorlar.

    Bu konuda İngiltere’nin önde gelen uzmanlarından Dr.Kristina Hofberg, bu korkunun her yaşta, her ırkta ve her kültürde görülebileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar genel olarak bu korkuyla yeterince ilgilenmiyor, ancak kadınlar için bu konu yaşamsal önem taşıyor.

    ‘Royal College of Obstetricians’ and Gynaecologist’ Year Book’ isimli dergide yayımlanacak olan çalışma, ilk kez hamile kalan her 5 kadından birinin doğumdan aşırı derecede korktuğunu gösteriyor. Hofberg’in görüşlerine başvurduğu 370 çocuksuz, hamile olmayan 7 kadından biri doğum sancılarından aşırı korktuğu için hamile kalmayı ertelediğini ya da doğurmaktan tümüyle vazgeçtiğini belirtiyor.

    Şu anda 1.200 kadın üzerinde daha ayrıntılı bir çalışma yürüten Hofberg, bu korkunun hamile kalma korkusundan farklı olduğuna dikkat çekiyor:’Bu patolojik bir terör. En uç şekliyle kadının kürtaja başvurmasına, alkol veya uyuşturucu kullanmasına, hatta karnını yumruklamasına kadar vardırılabilir. Öyle ki tokofobik kadınlar, başarılı bir doğumdan sonra dahi doğum anını yıllarca hatırlayıp panik ataklar yaşayabilirler. Bazı kadınlar kendilerini kısırlaştırarak böyle bir sorunla karşılaşma olasılığını tümüyle ortadan kaldırabilir. Bazıları ciddi biçimde korunarak hamile kalmamaya çalışır. Bu tür bir yaklaşım çocuk isteyen ancak doğumdan korkan kadınlar için çok üzücü bir durumdur. Bunlar bir daha çocuk sahibi olamayacaklarını bile bile menopoza girer.’

    Doğum korkusu genellikle doğum anında acı çekmekten, ölmekten, aklını yitirmekten, doğum yapacak ekibe güven duymamaktan kaynaklanıyor. Ayrıca çocukluğunda cinsel tacize uğramış kadınlar tokofobiye daha yatkın.

    Tokofobik kadınlar doğum sancısı çekmemek için sezaryen ameliyatını çözüm olarak görebilir. Bu gibi durumlarda doğum ekibinin büyük bir duyarsızlıkla bu isteği reddetmesi kadınları başedemeyecekleri kadar büyük bir psikolojik sorunla karşı karşıya bırakır. Hofberg’e göre bunun çözümü, kadının sorununu açık yüreklilikle dile getirmesi ve doğum ekibinin ve eşin soruna daha büyük bir duyarlılıkla yaklaşması.

    Etiketler: , , , , ,

  • Sağlık 27.09.2010 Yorum Yok

    Wilson Hastalığı Nedir?

    Bu hastalığın klinik ve patolojik belirtileri ve bulguları beyin, karaciğer, kornea ve böbrekler başta olmak üzere pek çok dokuda fazla miktarda bakır depolanmasıdır.

    Bakır elementi vitaminler gibi günlük belli miktarda alınması gerekir. Yiyeceklerin bir çoğunda belli oranlarda bulunan bakır, beslenme yolu ile ihtiyaçtan fazla miktarda karşılanır. Sindirim sonucu kan yoluna geçen bakır karaciğerde asimile edilir ve daha sonra idrar yolu ile dışarı atılır. Wilson hastalarında gözlenen tablo bakır asimilasyonunun yeterince gerçekleşememesidir. Doğum anından itibaren bebekte bakır birikimi başlayabilir. Bakırın tehlikeli boyutlara ulaşması, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde sıklıkla karaciğer hastalıklarına sebebiyet verir. Ama bazen hastalık 40 yaşından sonrada kendini gösterebilir.

    Vücuttaki bakır oranının tayini idrar testi ve kan serumu testi ile belirlenir. Özel bir göz muayenesi ile gözde Kayser Fleischer halkası belirlenmesi Wilson hastalığına erken teşhis koymada oldukça yarar sağlar. Karaciğer dokusunda kantitatif bakır tayini için karaciğer biyopsisi yapılması gerekli olabilir. Hasta dışında hastanın yakınları da üre testi yaptırmalıdır. Serumda bakır miktarının azalması bir diğer test aracıdır. Hastanın tüm akrabalarının genetik soy ağacının çıkartılması ve tüm verilerin titizlikle işlenmesi gelecekteki nesillerin sağlığı için son derece önemlidir.

    İleri klinik vakalarda hastada karında şişlik ve ağrı, sarılık, karaciğer iltihabı, kan kusma ,karın ağrısı problemleri görülebilir. Bunun dışında bazı hastalarda aşırı titreme, yazma, yürüme ve konuşma ve yutkunmada zorluk problemleri gözlenebilmektedir ve daha ileri seviyelerde ise tüm zihinsel işlevler durabilir. Bu durum bakır elementinin korteksteki zihinsel merkezlerini inaktif etmesi olarak açıklanır Bakır birikiminin neticesinde beynin hasar görmesi sebebiyle kişilik problemleri görülebilir. Bayanlarda ayrıca menstürasyon(aybaşı) evrelerinde düzensizlik, kısırlık ve çocuk düşürme problemleri gösterebilir. Ölümcül sonuçlar gösterebilen hastalık, taşıyıcı (heterozigot) tipteki bireylerde seyri son derece zararsız olabilmektedir. Bu tipteki Wilson hastalığına Ilıman Tipte Wilson Hastalığı adı verilir.

    Wilson hastalığından sorumlu olan gen 13. kromozom üzerinde yer alır. ATP7B geni olarak adlandırılan bölgede uygun mutasyonların meydana gelmesi bu hastalığa zemin hazırlar. Bu mutasyonların çeşidinin 30 dan fazla olması hastalığa tanı ve teşhis konulmasını oldukça güçleştirmektedir. Buna bağlı olarak hastalığın tedavisine geç kalınabilir. Özellikle prenatal tanı (doğum öncesi) mümkün olabilecek en mükemmel zamanlamadır.

    Wilson hastalığının tedavisinde özel ilaç terapisi uygulanır .Amaç; asimile edilemeyen bakırın, çinko asetat gibi ilaçlar yardımı ile vücuttan dışarı atılması sağlamak. Bu terapi ömür boyu sürer. Ayrıca bakır miktarı fazla olan bazı yiyeceklerin tüketimine son verilmesi etkili bir yöntemdir. Domuz eti, koyun ciğeri, ıstakoz, midye, çikolatalı sos, soya fasulyesi, yengeç, yerfıstığı ezmesi bakır oranı en fazla olan yiyeceklerdir. Bakır kaplarda yiyeceklerin pişirilmesi yiyeceğin bakır oranını arttırır

    Wilson hastalığı sebebiyle karaciğer yetmezliği yaşayan hastaya karaciğer transplantasyonu olumlu sonuç vermektedir.

    Etiketler: , , , , ,